YKS Felsefe ⚡ Canlı Süre Tutmalı & İnteraktif

YKS Felsefe: 18. Yüzyıl Felsefesi & Aydınlanma Dönemi (8 Soruluk Çözümlü Çıkmış Formatında Test)

ÖSYM standartlarında, kavramsal analiz ve sentez becerilerini ölçen, analitik düşünme odaklı deneme sınavı.

📝 8 Soru ⏱️ 15 Dakika 🎯 ÖSYM Sınav Formatı 🧠 Çeldirici & Bilişsel Teşhisli 📊 Anında Karne & Net Hesabı
⚡ Web Uygulamasında Aç

Soru Havuzu ve Doğrudan Çözüm Modu

Soruları doğrudan bu sayfada çözebilir, her sorunun yanındaki butondan çözümünü inceleyebilir veya testi tamamlayıp karnenizi alabilirsiniz.

✓ Sayfa İçi Canlı Çözüm & Çeldirici Analizi
0 / 8 Soru Cevaplandı
Soru 1 18. Yüzyıl Felsefesi
18. yüzyılda Avrupa'da bilgi üretimi, 'kabul edilmiş doğrular' silsilesinden 'doğrulanabilir hipotezler' evrenine geçiş yapmıştır. Daha önce bir bilginin geçerliliği, onu dile getiren otoritenin hiyerarşik konumuna bağlıyken, artık bilginin geçerliliği, gözlem ve akıl süzgecinden geçip geçemediğine endekslenmiştir. Bu durum, bilimsel ve felsefi alanda statik bir yapının yıkılıp, yerine sürekli kendini yenileyen dinamik bir sorgulama sürecinin gelmesini sağlamıştır.

Bu parçada sözü edilen dönüşümün temelinde yatan ve yeni kuramların ortaya çıkmasını sağlayan asıl etken aşağıdakilerden hangisidir?

A
Bilginin kaynağını geleneksel anlatılarda arama eğilimi
B
Otoriteye dayalı dogmatik kabullerin yerini eleştirel akıl yürütmeye bırakması
C
Bilimsel çalışmaların ekonomik çıkarlar doğrultusunda şekillenmesi
D
Toplumsal sınıfların bilgi üretimine katılımının zorunlu hale gelmesi
E
Dini kurumların bilimsel araştırmalara doğrudan finansal destek sağlaması
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 2 18. Yüzyıl Felsefesi
18. yüzyıl düşünürleri, sadece akademik metinler yazmakla kalmamış; roman, tiyatro ve hiciv gibi edebi türleri de felsefi görüşlerini yaymak ve mevcut düzeni sorgulamak için bir araç olarak kullanmışlardır. Voltaire'in eserlerinde görüldüğü gibi, kurgusal bir karakterin başından geçen talihsizlikler veya absürt durumlar, aslında dönemin feodal yapısının, dini dogmaların ve toplumsal adaletsizliklerin bir aynası haline getirilmiştir. Edebi eser bu bağlamda, sadece bir sanat ürünü değil, bir 'düşünce laboratuvarı' işlevi görmüştür.

Bu parçaya göre, 18. yüzyıl edebi eserlerinin temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

A
Bireyin iç dünyasını ve estetik kaygılarını merkeze almak
B
Toplumsal ve siyasal yapıdaki aksaklıkları eleştirel bir süzgeçten geçirmek
C
Geçmişin destansı kahramanlıklarını yücelterek toplumsal birliği sağlamak
D
Felsefi metinlerin anlaşılmasını zorlaştıran teknik terimlere açıklık getirmek
E
Doğa ve insan ilişkisini sadece şiirsel bir dille betimlemek
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 3 18. Yüzyıl Felsefesi
Rousseau'ya göre insan, doğanın elinden çıktığında 'iyi' ve 'saf'tır. Ancak toplumsal yapı, kurumlar ve özellikle yanlış kurgulanmış eğitim süreçleri, bu doğal iyiliği bozar. İnsan, kendi elleriyle yarattığı toplumsal kuralların esiri olurken, aslında kendi doğasına da yabancılaşır. Eğitim, çocuğu bu yabancılaşmadan korumalı, onun doğal potansiyelini bastırmak yerine, ona rehberlik ederek gelişmesini sağlamalıdır. Eğer eğitim, toplumsal beklentilerle çocuğun doğal ihtiyaçları arasında bir uzlaşı sağlayamazsa, ortaya çıkan sonuç bireyin içsel çatışması olacaktır.

Bu parçadan hareketle, Rousseau'nun eğitim felsefesine ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

A
Eğitimin temel amacı, bireyi toplumsal yozlaşmadan korumak olmalıdır.
B
İnsan doğası gereği iyidir, ancak toplumsal süreçler bu iyiliği bozabilir.
C
Eğitim, birey ile toplum arasındaki çatışmayı çözebilecek tek araçtır.
D
Toplumsal beklentiler, her zaman bireyin doğal gelişimine katkı sağlar.
E
Çocuğun doğal potansiyeli, eğitim sürecinde merkeze alınmalıdır.
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 4 19. Yüzyıl Felsefesi
18. yüzyılın sonlarına doğru, Aydınlanma'nın 'her şey akılla açıklanabilir' iddiası, yerini daha duygusal ve öznel bir arayışa bırakmıştır. Aydınlanma'nın katı rasyonalizmine ve mekanik dünya görüşüne bir tepki olarak doğan Romantizm, insanın sadece düşünen bir varlık değil, aynı zamanda hisseden, coşan ve acı çeken bir varlık olduğunu savunmuştur. Bu akım, toplumsal hayatın karmaşıklığını ve bireyin iç dünyasındaki fırtınaları, sade ve samimi bir dille, mantıksal kalıplara sığdırmadan ifade etmeyi amaçlamıştır.

Bu parçadan hareketle, Romantizm akımının ortaya çıkış nedeni aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?

A
Bilimsel gelişmelerin toplumda yarattığı heyecanı artırmak
B
Aydınlanma'nın rasyonalist sınırlarını aşarak insanın duygusal doğasına dönmek
C
Siyasi otoriteyi güçlendirerek toplumsal düzeni sağlamak
D
Felsefi metinlerin daha karmaşık ve teknik bir dille yazılmasını teşvik etmek
E
Geçmişin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak değişimi reddetmek
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 5 18. Yüzyıl Felsefesi
Kant'a göre bir eylemin ahlaki değeri, o eylemin sonucunda elde edilen faydaya veya kişisel çıkara bağlı değildir. Bir eylemin ahlaki olabilmesi için, eylemin temelindeki niyetin 'ödev bilinci' ile şekillenmesi gerekir. Kant, 'koşulsuz buyruk' olarak adlandırdığı ilkesinde şunu öğütler: 'Öyle bir ilkeye göre hareket et ki, bu ilkenin aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebilesin.' Bu, kişinin kendi çıkarlarını değil, herkes için geçerli olabilecek evrensel bir yasayı temel alması demektir.

Buna göre, Kant'ın ahlak anlayışında aşağıdakilerden hangisi bir eylemin ahlaki olması için gerekli şartlardan biri değildir?

A
Eylemin sonucunda kişisel bir fayda gözetilmemesi
B
Eylemin herkes için geçerli bir yasa haline gelebilecek nitelikte olması
C
Eylemin sadece ödev bilinciyle gerçekleştirilmesi
D
Eylemin, toplumda kabul görme veya ödüllendirilme beklentisiyle yapılması
E
Eylemin, sonuçlarından bağımsız olarak niyetin doğruluğuna dayanması
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 6 18. Yüzyıl Felsefesi
John Locke, zihni boş bir levha (tabula rasa) olarak görür ve bilginin tek kaynağının deneyim olduğunu savunur. Ona göre, duyularımızdan gelmeyen hiçbir bilgi zihnimizde var olamaz. Kant ise bu görüşü bir adım öteye taşır; deneyimin bilgimiz için gerekli olduğunu kabul eder ancak deneyimin tek başına yeterli olmadığını savunur. Kant'a göre, zihnimizde deneyimi düzenleyen ve anlamlandıran doğuştan gelen yapılar (kategoriler) vardır. Bu nedenle, insan aklı deneyimin ötesine geçip metafiziksel alanlara (ruh, tanrı, sonsuzluk gibi) dair kesin bilgi üretemez, çünkü bu alanlar deneyim sınırlarının dışındadır.

Buna göre, Locke ve Kant'ın bilginin sınırlarını çizmedeki temel ortak amacı aşağıdakilerden hangisidir?

A
İnsan zihninin metafiziksel konuları bilme kapasitesini kanıtlamak
B
Bilgiyi, deneyimle temellendirerek dogmatik ve temelsiz iddialardan arındırmak
C
Deneyimin, bilginin oluşumunda hiçbir rolü olmadığını göstermek
D
Aklın, duyulardan bağımsız olarak evrenin sırlarını çözebileceğini savunmak
E
Dini öğretilerin bilimsel verilerle çeliştiğini ispatlamak
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 7 18. Yüzyıl Felsefesi
Berkeley, 'var olmak, algılanmaktır' (esse est percipi) ilkesiyle bilinir. Ona göre, zihnimizin dışında bağımsız bir maddi dünya olduğu iddiası temelsizdir. Biz bir masayı, ağacı veya herhangi bir nesneyi algıladığımızda, aslında zihnimizdeki ideleri (fikirleri) algılarız. Nesnelerin zihnimizden bağımsız bir varlığı olduğunu iddia etmek, doğrudan deneyimleyemediğimiz bir 'madde' kavramına inanmaktır. Oysa biz sadece algılarımıza, yani kendi zihnimizdeki görüntülere erişebiliriz.

Bu parçadan hareketle, Berkeley'in varlık anlayışına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

A
Maddenin, zihinden bağımsız ve nesnel bir gerçekliği vardır.
B
Varlık, algılayan bir zihin olmaksızın da varlığını sürdürür.
C
Nesnelerin varlığı, algılanmalarına veya bir zihin tarafından düşünülmelerine bağlıdır.
D
İnsan zihni, dış dünyadaki nesneleri olduğu gibi, hiçbir aracı olmadan kavrar.
E
Varlık, madde ve formun birleşmesinden oluşan somut bir yapıdır.
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
Soru 8 18. Yüzyıl Felsefesi
David Hume'a göre insan zihninin içeriği ikiye ayrılır: İzlenimler ve İdeler. İzlenimler, dış dünyadan gelen duyusal verilerin (görme, işitme, hissetme) canlı ve anlık yansımalarıdır. İdeler ise, bu izlenimlerin zihinde kalan daha soluk, daha zayıf kopyalarıdır. Yani, zihnimizdeki her türlü düşünce veya kavram, aslında daha önce deneyimlediğimiz bir izlenimin türevidir. Eğer bir kavramın kökeninde bir izlenim bulamıyorsak, o kavramın gerçek bir bilgi değeri yoktur.

Bu parçadan hareketle, Hume'un bilgi anlayışına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

A
Bilginin kaynağı, duyulardan bağımsız olan saf akıldır.
B
İdeler, izlenimlerden daha canlı ve gerçeklik payı yüksek unsurlardır.
C
Zihindeki her düşünce, kökenini bir duyusal deneyime borçludur.
D
Sezgi, deneyimden daha kesin ve güvenilir bir bilgi kaynağıdır.
E
Dış dünya, zihinden bağımsız olarak olduğu gibi bilinebilir.
Seçeneğe tıklayarak işaretleyebilirsiniz
4 Yanlış 1 Doğruyu Götürür Kuralı Uygulanır